28 Nisan 2002

Irkçılık
 
 
Irkçılık, vahşilerin kendileri için, kendilerince ürettikleri bir öğretidir. İnsan ile hayvan arasındaki farkı görmek yerine hayvan cinsleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya uygun bir anlayış.

Fransa’da Le Pen’in ikinci tura kalması ile birlikte oluşan korku Bu Satırların Yazarı’nı da kafasında düzenlediği haftalık programından uzaklaştırdı ve ırkçılık konusunda Ayn Rand’ın görüşlerinden de yararlanarak yazı yazmaya sürükledi. Irkçılık, kolektivizmin (Türkçe sözlüklerde ortaklaşacılık olarak geçiyor ama BSY kolektivizm sözcüğünü kullanmakta ısrar ediyor) en düşük seviyede ve en gelişmemiş biçimidir.İnsanın ahlaki, siyasi ve toplumsal varlığının anlamını genetik soyuna bağlar.

Kişinin entellektüel ve kişisel özelliklerinin vücudun içindeki kimya ile üretildiğini ve nesilden nesile aktarıldığını öne süren bir kavramdır. Bu da pratikte insanın kendi kişiliği ve eylemleri ile değil atalarının ortak kişilik ve eylemleri ile yargılanması gerektiğini şart koşmaktır.
       
IRKÇILIK VAHŞİLERİN ÖĞRETİSİ
       Irkçılık, insan zekasının içeriğinin miras olarak edinildiğini, insanın inanç, değer ve kişiliğinin doğumdan önce, kendi kontrolünde olmayan şartlar tarafından belirlendiğini öne sürer. Bu mağara adamının zekasının doğuştan-veya miras yolu edinilmiş olduğu kuramının bir biçimidir.
       Bu kuram, hem felsefi hem de bilimsel açıdan çürütülmüştür. Irkçılık, vahşilerin kendileri için, kendilerince ürettikleri bir öğretidir. İnsan ile hayvan arasındaki farkı görmek yerine hayvan cinsleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya uygun bir anlayış…
       Determinizmin diğer bütün biçimlerinde olduğu gibi, ırkçılık insanı diğer canlı türlerinden ayıran “rasyonel düşünme yeteneği”ni çürütmeye, geçersiz kılmaya çalışır. İnsan yaşamının iki yönünü inkar eder;akıl ve seçim veya zeka ve ahlak’ın yerine kimyasal alınyazısını koymaya çalışır.
       Ahlaki veya entelektüel seçim kriteri olan “iyi kan” veya “kötü kan”ı öne süren bir kuram, kan gölünden başka bir şeye yol açamaz. Zorbalık, kendilerini akıl-dışı kimyasal bileşiklerin toplamı olarak gören insanların tek çaresidir.
       
IRKSAL BAŞARI YOKTUR
       Günümüzdeki ırkçılar belli bir ırkın üstünlüğünü veya kalitesizliğini o toplumun tarihindeki üyelerinin başarı veya başarısızlıklarına bağlar.
       Kolektif veya ırksal zeka diye bir şey olmadığı gibi, kolektif veya ırksal başarı yoktur. Sadece bireysel zeka ve bireysel başarı vardır, ve kültür aralarındaki farklar göz ardı edilen kitleler değil, bireylerin bireysel başarılarının toplamıdır.
       Bilimsel olarak ispat edilmemiştir ama bazı ırkların üyelerinin beyinleri diğer ırkların üyelerinin beyinlerine göre daha büyük olsa bile bu gene bize belli bir bireyin zekası hakkında bir şey söylemeyecektir. O ırka ait geri zekalı sayısı ne kadar fazla olursa olsun, üstün zekalı gene üstün zekalıdır. Ve kendi ırkına dahil insanların arasında ne kadar üstün zekalı insan çıkarsa çıksın, geri zekalı gene geri zekalıdır.
       Irkçılığın sadece bir psikolojik kökeni vardır: Irkçının kendi aşağılık duygusu.
       Bütün diğer kolektivizm biçimlerinde olduğu gibi, ırkçılık da hakedilmeyeni kazanmaya yöneliktir. Çalışmadan, uğraşmadan zeki olmaya, özgüven sahibi olmaya yönelik bir savaştır bu aslında.
       Kişinin erdemlerini, üye olduğu ırkın kökenlerine bağlamak, hangi erdemlere sahip olunduğu hangilerininse kaybedildiği konusunda hiçbir fikir sahibi olmamak demektir. Irkçıların çoğu kişilik tanımı duygusu kazanmamış, kendi komplekslerini, uydurdukları “kabileye ait özgüven”le kapatmaya çalışan insanlardır.
       Tarihte ırkçılığın yükselişi ve çöküşü hep kolektivist düşüncenin yükseliş ve çöküş dönemleri ile birlikte olmuştur. Kolektivizmde bireyin hiçbir hakkı yoktur, yaşamı ve ürettikleri ait olduğu grupa (topluma, kabileye, devlete, ulusa) aittir ve o grup, kendi çıkarları için onu feda edebilir. Bu tip bir öğretiyi uygulamanın tek yolu da kaba güçtür. Kolektivizmin siyasi sonucu da mutlak devletçiliktir.
       Mutlak devlet, iktidarda kim olursa olsun, eşkıya yönetiminin kurumsalmış biçimidir. Böyle bir yönetim biçimi haklı çıkartacak hiçbir mazeret olamayacağı için de, ırkçılık her çeşit mutlak devletin önemli yaşamsal unsurlarından biridir.
       
SINIRDIŞI ETME FRANSA’DA DA GÜNDEMDE
       Nazi Almanyasının ırkçılığında insanlar nesiller öncesine dönerek atalarının kökenleri belirtmeleri gereken anket formları dolduruyorlardı. Sovyetler Birliği zamanında benzer anket formları bu sefer ataları arasında burjuva geçmişine sahip, ataları özel mülkiyet sahibi olan insanları belirtmek için kullanılıyordu. Günümüz Fransa’sında da ırkçılar, Fransa’ya yaptıkları hizmete bakmadan bütün yabancıları sınır dışı etmeyi programlarına almış durumdalar.
       Irkçılığa karşı tek bir aşı var: bireycilik ve onun politik sonucu olan özgür kapitalizm.
       Bireycilik, herkesi - ama herkesi - rasyonel bir birey olma doğasının getirdiği, kendi hayatını yaşama hakkına sahip bağımsız birey olarak görür. Bireycilik, medeni bir toplumun ancak birey haklarının kabul edilmesi ile birlikte yardımlaşmacı ve barışçı bir ortamda oluşturulabileceğini öne sürer.Bu toplumun, bireyin sahip olduklarından başka bir hakkı yoktur.
       Serbest piyasada insanın ataları, akrabaları, genleri veya vücut kimyasalları değil üretici yeteneği göz önüne alınır.Kapitalizm, bireyi yetenek ve hırsına göre yargılar ve ona göre ödüllendirir.Herhalde bunun en iyi örneği olarak da NBA’de milyonlarca dolar kazanan siyahi basketbolcular veya Fransa Milli Takımı’nın yarısını oluşturan Fransa-dışı ülkelerde doğmuş oyuncular gösterilebilir.
       Hiçbir politik sistem, kanun veya kaba güçle evrensel rasyonaliteyi kuramaz.Kapitalizm ise akılı ödüllendirip, ırkçılık da dahil her türlü akıl dışılığı cezalandıracak işlevlere sahip tek sistemdir.
       İnsanlık, özgürlüğünü yaşayabilme ve aklını kullanabilme yolunda ilk adımlarını kapitalizmle bilikte attı.Ulusal ve ırksal sınırları, serbest ticaret yolu ile, ortadan kaldıran da kapitalizm oldu.Köleliği dünya üzerinden kaldırma konusunda en büyük çaba yine kapitalizmden geldi... Amerikan İç Savaşı’nda kapitalist Kuzey, köleliği savunan ve feodal bir tarım toplumu olan Güney’i yenerek köleliğin ortadan kalkması için en büyük zaferi elde etmiştir. Gelinen nokta tabii ki yeterli değil, ama bu kadar zamanda ancak bu kadarı başarılmış, gene de bundan 200 yıl önceki yaşama göre hiç fena bir başarı değil.
       Ve bu başarının daha büyük olmasını engelleyen de gene kolektivist şahlanış olmuştur. Birey haklarını ortadan kaldıran, gruba sınırsız güç ve ahlaki otorite veren, insanın grup dışında hiçbir hakkının olmadığını söyleyen bu kuram, katılımı en basit, dışarıdan tanınması en kolay ve üye olmak için en az zahmete girilen grubu yani ırkı ortaya çıkartmıştır.
       
DEVLET KONTROLÜ ARTTIKÇA IRKÇILIK DA ARTAR
       “Karma ekonomiler”de devlet kontrolleri arttıkça, ırkçılık da artar. Karma ekonomi, ülkeyi baskı gruplarının savaşına yol açmak üzere böler. Her baskı grubu kendi lehine ve öteki grubun aleyhine kanun ve ayrıcalık kazanmak için savaşır.
       Siyasi açıdan uyumlu bir sükunetin bulunmadığı durumlarda her ekonomik grup kendini imhaya götüren bir sürece girer, geleceğini o an için uygun görünen ayrıcalıkları kazanmak için satar. Bu bağlamda ırkçılık kadar bir diğer tehlikeli ve akıl-dışı uygulama da azınlık haklarını korumaya çalışırken aşırıya kaçılması ve hak edilmeyenin azınlığa verilmesidir.
       Bu durumda ırk ayrımına karşı savaşmak vermek yerine ırk ayrımını yasal ve zorunlu hale getirmek gibi hataya düşülmektedir. Bunun en belirgin örneği de belli yerler ve haklara “kota” koymaktır. Nüfüsun belli bir oranına sahip olan azınlığın, kendisine eğitimde, iş alımında, sosyal hayatta aynı oranda kota ayırılmasını savunması da ırkçılıktır. Bir insanı okula veya işe sırf ırksal geçmişi sebebi ile kabul etmemek ne kadar yanlış ve ayırımcı bir davranışsa, sırf ait olduğu ırk sebebi ile kabul etmek de o kadar yanlıştır.
       Hiç kimse, hangi ırktan olursa olsun, bir başkasının malına veya hakkına el koyma hakkına sahip değildir. Bir insanla iş yapmayı reddetmek onun birey haklarının ihlali değildir.
       Kimse zorla, ırkından dolayı, ayrıcalık isteme hakkına da sahip değildir.Irkçılık, kötü, akıl-dışı ve gayri ahlaki bir öğretidir ama öğretiler kanunla yasaklanamaz veya teşvik edilemez. Kişisel ırkçılık yasal değil ahlaki bir konudur ve sadece kişisel araçlarla, örneğin ekonomik boykot veya toplumsal dışlama ile, önlenebilir.
       Sevgi, saygı, aşkın layık olanda kaldığı bir Türkiye.