|
05 Mayıs 2002
|
|||
|
|||
| Canlılar için büyümek, hayatta kalmanın bir zorunluluğudur. Yaşam harekettir ve hayatta kalma eylemini sürdürmek için her organizma buna uygun hareket etmek zorundadır. Bu ilke, en basit bitki türünden, insanın çok daha uzun ve karmaşık eylemlerine kadar her aşamada geçerlidir. Biyolojik anlamda hareketsizlik, ölüme eşittir. Hareket ve gelişim türden türe değişir. |
|
Bir
bitkinin gelişim ve hareketleri bir hayvana, hayvanınki ise insana göre çok
daha kısıtlıdır. Hayvanın gelişme kapasitesi, fiziksel olgunluğa erişmesi
ile birlikte son bulur ve bundan sonraki eylemleri yaşamını belli bir
seviyede tutmak için gereklidir. Olgunluğa eriştikten sonraki gelişim, doğaya daha fazla uyum sağlamak amacı taşımaz. Ancak insanın kendini geliştirme kapasitesi fiziksel olgunlukla birlikte son bulmaz, neredeyse sonsuzdur. Akıl gücü insanın en ayırt edici özelliğidir. Hayatta kalmasının en temel aracı olan zekası, düşünme, gerçekle baş etmek için yeni ve daha gelişmiş yollar şeyler keşfetme, etki alanını genişletme ve entelektüel anlamda büyüme yeteneği, sonsuz bir yola açılan kapıdır. DÜŞÜNMEK VE ÜRETMEK AYIRT EDİCİ ÖZELLİK İnsan, hayvanların yaptığı gibi sadece fiziksel çevreye uyum sağlayarak değil, çevresini verimli çaba ile değiştirerek hayatta kalır.Kuraklık hayvanların yok olmasına sebep olurken, insan sulama kanalları inşa eder, hayvan sel baskınında ölürken insan barajlar yapar. Etobur bir hayvan tarafından saldırıya uğradığında; hayvan ölürken, insan kendisini korumaya alır. Hayat sürekli hareket halinde bir süreçse; düşünmek, üretmek ve yaşam koşullarına karşı gelmek insanı en ayırt edici varlık biçimidir. Yani hayatta kalmak için hareket halinde olmak. Bu da bitmek tükenmek bilmeyen bir çaba ve yaratıcılık gerektirir. İnsan kendisini sıcak tutmak için ateşi keşfettiği zaman düşünme ihtiyacı ve çabası sona ermemişti. Kendisine avlanmak için ok ve yay yaptığı zaman da bitmedi, taştan ev yapmayı başardığı zaman da... Taştan evden sonra çelik ve camdan ev yapmayı başardığı zaman da düşünme ihtiyacı ve çabası bitmemişti, ortalama yaşam süresi ondokuzdan otuza, kırka, altmışa, yetmişe çıktığı zaman da...Yaşamaya devam ettiği müddetçe ne düşünme ihtiyacı sona erdi, ne de gösterdiği çabalar... SÜREKLİ GELİŞİM BİR İHTİYAÇ Herkesin başarısı kendisi için bir değerdir, ama aynı zamanda bu başarı çok daha büyük başarılara merdiven olmuştur... Yaşam gelişmedir, ileriye doğru olmayan her büyüme, geriye düşmek demektir. Kanserli hücre de büyür, ama bu bünyenin yararına değil zararınadır. Yaşam sadece geliştiği müddetçe yaşamdır. Hayatta kalma sorunu hiçbir zaman “çözülmez”. Daha doğrusu, hayatta kalma sorunu sadece hayatın sürekli gelişme ve yaratıcılık gerektirdiğini kabul ederek çözülebilir. Dahası, sürekli gelişim insanın psikolojik bir ihtiyacıdır. Akıl sağlığının şartıdır. Akıl sağlığı, gerçeklik üzerinde kontrol duygusu, varlığının kontrolü, yaşamaya uygun olduğu konusunda kendini ikna etmeyi gerektirir. Ve bu da gerçekle başa çıkma metodlarının doğru olduğunun onaylandığı bilgisine ihtiyaç duyar. Eylemsizlik bu duruma uygun değildir. Önceden kazanılmış bir özsaygı dahi daha sonra kendiliğinden devam etmez ve diğer bütün insani değerler gibi sadece hareketle sürdürülebilir. Kişinin yaşamaya uygun olduğunun en temel inancı olan özsaygı, sadece büyüme sürecinde, sadece kişinin etkinliğini ve faydasını artırmayı bir görev olarak kabul etme sürecinde sağlanabilir. Yaşayan varlıklarda doğa durağanlığa izin vermez. Büyüme biterse, parçalanma başlar. Bu fiziksel alanda doğru olduğu kadar, akıl alanında da böyledir. SİSTEM YAŞAMIN YANINDA MI? İnsanın büyümeye, gelişmeye olan ihtiyacı - ve bu büyüme ve gelişmeyi sağlayacak sosyal ve varlık şartlarına olan ihtiyacı - herhangi bir siyasi-ekonomik sistemi yagılama ve değerlendirme adına yaşamsal öneme sahip göstergelerdir. Sorulması gereken soru şu olmalı: Bu siyasi-ekonomik sistem yaşamın yanında mı yoksa karşısında mı, insanın yaşamını sürdürme gereksinimlerine yardımcı mı yoksa engel mi oluyor? Kapitalizmin en büyük fazileti, insanın hayatını sürdürme ve büyüme - gelişme ihtiyacına uygun olması, insanın düşünmesi, harekete geçmesi, üretmesi, yeni ve daha önce denenmemiş yollar ve metodlar denemesine izin vermesi, çaba ve başarıyı ödüllendirip, durağanlığı - tembelliği cezalandırmasıdır. Ve kapitalizme yapılan suçlamaların ana sebeplerinden biri de budur. Sosyalizm yandaşlarının yazılarına bakıldığında göze çarpan ilk şey, insanın varlığının başka hiçbir çabaya gerek kalmadan kendisine sunulduğu topluma olan özlemdir. Onlar için ideal toplum “uyum” içinde yaşayan, hızlı değişimler veya rekabetten uzak, herkesin, bütünün menfati için, sadece kendisine tanımlanmış şeyleri yapmak zorunda olduğu bir toplumdur. Kimsenin kendi hayatını etkileyecek seçimler yapmak ve kararlar almak zorunda kalmayacağı, sahip olduklarını kazanıp kazanmadığı, onları hak edip etmediği sorularının sorulmadığı, ödüllendirmenin başarıya bağlanmadığı ve yaptığı yanlışlığın kendisi veya başkasının zararına yol açmadığı bir toplum... Kapitalizmin başarısızlığı da bu şiirsel görüntüye uymamasından kaynaklanmaktadır.Kapitalizm insanlara cennet bahçesi vaad etmez.Ancak kapitalizmle cennet bahçesine sahip olmak mümkündür. ŞANSA GÖRE DEĞİL, YARATICILIĞA GÖRE İŞ Makineleşmenin, iş gücüne olan talebi azaltacağı ve bunun da işsizliğe yol açacağına dair geçen yüzyıldan bu yana ileri sürülen bütün savların gerçeği yansıtmadığı ve otomasyonla birlikte daha çok iş gücüne, ama tek farkla, nitelikli iş gücüne olan gereksinimin arttığı kanıtlanmıştır. Yeni düzende kendisine iş bulamayanlar ise iş güçlerini sistemin istediği kadar nitelikli hale getiremeyenlerdir. Şu anda iş sahibi olanlar, işsiz arkadaşlarına göre daha şanslı oldukları için değil daha nitelikli iş gücüne sahip oldukları içindir. Özgür toplumlarda insanlar şanslarına göre değil yaratıcı ve üretici iş güçlerine göre iş bulurlar. Çetin Altan’ın dediği gibi bugün bir Norveç balıkçısı, Türk balıkçısından daha fazla para kazanıyorsa aylarca Kuzey Buz Denizi’nde, çetin hava koşullarında balık avlamayı becerdiği içindir. Otomasyona, daha fazla işsiz yaratacağı gerekçesi ile karşı çıkanlar “Kutsal Tembellik Hakkı”nın savunucularıdır. Bu, daha hırslı, daha ileri görüşlü, daha mücadeleci ve daha iyiyi başarabilecek insanların engellenmesi gerektiği anlamına gelir. Ve bu engellenme, gelecekle, yaptığı işleri nasıl daha iyi ve çabuk yapacağı ile ilgilenmeyen ama “ihtiyaç sahibi” insanların hatırı için yapılacaktır. KUTSAL TEMBELLİK HAKKI İLKELERİ Issız bir adada, tek başınayken, yaşamı sadece kendi becerilerine bağlı ise, hiçkimse yarının kendi problemi olmadığı, dün öğrendiği bilgi ve becerinin kendisine yeteceği, doğanın ona “güvenli bir ortam” borçlu olduğu kuruntusuna kapılmaz. Ama iş bir toplum içinde yaşamaya gelince, yani başkalarının sırtından geçinme ortamına geçince bu kuruntulara kapılmak onun en doğal hakkıdır.Ve işte tam da bu aşamada altruizm, asalaklığa bir onay gerektiği için, vazgeçilmez hale gelir. YETENEĞE, YETENEKLİ OLDUĞU İÇİN CEZA Bu Satırların Yazarı (BSY) çok detaya girmek istemiyor ve sorunun sadece bir yönü olmadığını biliyor ama Microsoft aleyhine ABD’nin 9 eyaletinde açılan davalarla, başarılı ve başarısı ile çok yaygınlaşmış bir işletim sistemi ve bunu sağlayan şirketin, rekabet edemeyen şirketler lehine, elinin kolunun bağlanması ve ileriye dönük projelerinin engellenmeye çalışılması da kutsal tembellik hakkı ilkesinin bir gereğidir. Bu gelişmenin ve büyümenin cezalandırılmasıdır. Yeteneğin, yetenekli olduğu için cezalandırılmasıdır. Rekabeti oyunun kuralları ile gerçekleştiremeyen zayıfın, rakibini başka yollarla engelleme çabalarının yasal olarak desteklenmesidir. Kapitalizm, doğası gereği sürekli bir büyüme, gelişme ve ilerleme gerektirir.İnsana, doğaya karşı ve kendi yaşamını sağlamak amacıyla mücadele etmesi için gerekli sosyal koşulları sağlar. Yeteneklerinin seviyesi ne olursa olsun, üretimden yana tavır alan herkesin faydalanabileceği şartları sunar. Ama tembellik isteklerini karşılamaz. Zaten bu istekleri doğa da karşılamaz. İnsan, kapitalizmin insanlık tarihinin hiçbir döneminde görmediği başarıyı, gelişmeyi sağlamasını seyredip (ki bu başarı çok zor şartlar ve kontroller altında sağlanmıştır) öte yandan da kolektivizmin bütün çeşitlerinin kasvetli başarısızlığına baktığında, kapitalizm karşıtlarının kapitalizme karşı çıkış sebeplerinin ekonomik olmadığını görmelidir. Onların karşı çıkma nedenleri metafizikseldir: İnsanın hayatta kalma tarzına karşı çıkış, yaşamın devamlı bir mücadele gerektiği gerçeğine bir karşı çıkış... Eğer yaşamın doğasına hınç beslemeyen ve doğayı kendilerine uygun hale getirmek için çalışan insanları “dizginleyebilirlerse”, hayatı doğasının gerçeklerine hınç besleyen insanlar için daha yaşanılır hale getirebilirler. Sevgi, saygı, bütün dertlerin yatağının başucunda beklemediği bir Türkiye. |