|
03 Kasım 2001
|
||
|
||
| Adettendir, yeni bir gazete, dergi, televizyon kanalı ortaya çıktığında veya yeni bir yazar yazmaya başladığında, ‘Niye çıkıyorsunuz, ne yapacaksınız, neyi eksik gördünüz de kapatmaya çalışıyorsunuz, yapmasanız olmaz mıydı?’ gibi sorulara yanıt vermek için kan ter döker. Benim ise bu konuda soruya soruyla karşılık vermekten başka bir seçeneğim yok: Niye yazmayayım ki? |
|
Bu
satırların yazarı (kendisi ile ilgili cümlelere “ben” yerine “bu satırların
yazarı” diye başlayan yazarlara bayılıyorum, bu sebeple eğer editörüm kabul
ederse köşemin adını “Bu Satırların Yazarı” koyacağım ve kendimden çok
bahsedeceğim için uzun olup yer kaplamaması için kısaca BSY diyeceğim,
böylece ayrı bir doku, tat ve ambiyans yaratacağıma inanıyorum…Pardon, şöyle
demem lazımdı, BSY böylece ayrı bir doku, tat ve ambiyans yaratacağına
inanıyor) burada ne yapacak? BSY, herşeyden önce kendisine ayrılan bu yeri, kat karşılığı müteahhite vermemeyi baştan kabul ediyor… BSY, bu yazının hazırlanması sırasında gerekli testleri hayvanlar üzerinde yapmamayı ve hayvan dostu bir ambiyans yakalamayı ilke ediniyor… Bunların dışında BSY iki konuda kendisine güveniyor…. Bir, Haldun Taner’in sayesinde Türkçe kullanımı ve dile olan hakimiyeti... İki, Çetin Altan’ın sayesinde analitik düşünme yeteneği… İşte bu sebeple BSY ekonomi konusuna da Çetin Altan ustanın “yapay para, çapsız insan, haksız kazanç” üçlemesinden bakacak… Örneğin: Türk Lirası, Çetin Altan’ın deyimi ile, işhanlarındaki çaycı fişi gibi sadece kendi ülkesinde geçiyor ve diğer hiçbir ülkede geçmiyorsa bu zaten yapay paradır... AFGANİ DOLARA KARŞI YÜKSELİYOR, AMA.. Bu sebeple 1.600’ün üzerine çıkmış, altına inmiş hiç bir etkisi yok… Afgan parası Afgani, ABD Doları’na karşı değer kazanıyor da ne oluyor, Afgan halkına ve ekonomisine yararı var mı? Bundan daha fazla üzülünmesi gereken nokta ise artık bu çaycı fişinin yurtiçinde de kabul görmemesi... Geçenlerde Almanya’da (Allahım, bu arada yurtdışına çıkmış olduğumu da araya sıkıştırdım ya ölsem de gam yemem) market görevlisinin, kredi kartı kabul etmediğini bildirdiğinde “DEM yok USD verebilir miyim?” sorusuna “Beyefendi sokağın köşesinde döviz bürosu var, gidip orada USD’nizi bozdurabilirsiniz” demesini, ben Türkiye’de yaşamak istiyorum... Bizde olsa kasiyer, tezgahtar, reyon sorumlusu, mağaza müdürü birbirini çiğner cebimdeki USD’yi satın almak için... Yani kendi halkının bile kabul etmediği bir para biriminin karşılığını, yabancı kaç para olarak hesaplasın ve değer versin ki, para gerçek para statüsüne kavuşsun? Tabi bu duruma düşülmesinde tek sebep bu değil hatta birbirini etkileyen bir kısır döngü ama bu olayın bir de bu cephesi var, belirtmeden geçmeyeyim dedim... Ama BSY sadece ekonomiye de bakmayacak, polemik yaratıp, hır çıkartacak konulara da el atmaktan çekinmeyecek.(tabi editörün izin verdiği ölçüde)…Örneğin Serdar Turgut’un “davayı sattığı” yolundaki görüşünü dile getirecek… BSY, Serdar Turgut’u “hayattaki bütün isteği bir kadeh Chateau Margaux şarabı içmek, dünyadaki en büyük problemi eşi Rana” diye sevmişti… Meğerse daha başka istekleri, daha başka problemleri de varmış… Bu sebeple BSY aldatıldığını, kandırıldığını düşünüyor ve Serdar Turgut’u sevme gerekçelerinin, kendisine eksik tanıtım sebebi ile, artık geçersiz kabul edilmesi gerektiğine inanıyor… BSY, DÜŞÜNCELERİNİZİ MERAK EDİYOR BSY, kendi kendine böyle şeyler düşünüyor ama en çok da sizin düşüncelerinizi merak ediyor… İmkan olsa FBI’ın Carnivore projesinin prototipinin kendi PC’sine yüklenmesini böylece herkesin e-postasını okuma olanağına sahip olmayı isteyecek kadar gözü dönmüş durumda bu konuda… Onun için sizin de görüşlerinizi merak ediyor.. En azından olaylara bir de değişik yönünden bakan, retorik sorularla gün geçirmeye çalışmayan insanlara nasıl ulaşabileceğini merak ediyor… Kısacası BSY size birşeyler verecekse bu bedava olmayacak… Sevgi, saygı, Cumhurbaşkanlığı-Başbakanlık krizini aşabilmek için “birinden biri artık geri adım atsın canım” diyerek çözebileceğini zannetmeyen bir Türkiye…
|