|
|

20/03/2003

Arzu Tuğba Turan
20/03/2003
Merhaba,
Sevgili
arkadaşım Özgür’ün teklif ve yüreklendirmesiyle, sizlere 9-16
şubat 2003 tarihleri arasında arkadaşlarımla katıldığım Fas
gezisini anlatmaya çalışacağım.Keyifle okuyacağınızı umarım..
Sevgilerimle…
Dünyada adını yalnızca Türklerin Fas olarak
telaffuz ettikleri Morocco, Fas adını Fez şehrinden almış, bir
yanda Atlas okyanusu, bir yanda Akdeniz, bir yanında çöl
iklimiyle hem iklimsel, hem kültürel açıdan birçok zenginliği
içinde barındıran Atlas dağlarının eteklerinde bir ülke.Kış
ortasında sıcacık havası ve insanları ile güleryüzle,
dostlukla karşılıyor gelenleri.Türkiye’nin Avrupa ile Asya’yı
birbirine bağlayan bir köprü oluşu gibi yüzyıllar boyu
Afrika’yı Avrupa’ya bağlayan bir köprü olmuş.İspanya’ya
yakınlığı sebebiyle Endülüs mimarisinin etkilerini taşırken,
Fransız sömürgesi oluşuyla hem mimari, hem kültürel açıdan
Fransızların da etkileri büyük olmuş, dini açıdan Arapların
etkisi gözleniyor. Afrika kıtasını
tanımak isteyenler için Kuzey Afrika’dan özellikle de turistik
açıdan birçok zenginliği içinde barındıran Fas’ın en iyi
başlangıç noktası olduğunu söylüyorlar.
Genel olarak insanlar tarafından görülmesi,
seyahat edilmesi hiç düşünülmeyen, geri kalmış olduğu
düşünülmesine rağmen tüm bu olumsuz fikirleri hak etmeyen çok
fakir ama gelişmeye de son derece açık, hele hele turizm ile
çok yol kat edecek bir ülke bana göre.Fas’a gitmeye karar
verdiğimi aileme, sevdiklerime, arkadaşlarıma söylediğimde
bana söyleyeceklerini duyar gibiydim zaten, birçok kişi ailem
de dahil olmak üzere “Arzu, sen deli misin, gidecek başka
antika bir yer bulamadın mı, ne yapacaksın orada? üstelik
kurban bayramında ve bir müslüman ülkeden, diğerine” diyenler
çoğunlukta olmasına rağmen “Arzu helal olsun sana çok güzel ve
değişik bir fikir tam da senden beklediğimiz gibi güle güle
git gel, Kuzey Afrika’yı es geçme, anıları dinlemek için
sabırsızlanıyoruz” deyip, bana tam destek veren, beni
yüreklendiren, dönüşümde beni keyifle dinleyen çok sevgili
arkadaşlarımı da burada belirtmek istiyorum.
Değişik kültürleri, farklı farklı insanları,
iklimleri, dilleri,yiyecek ve içecekleri, alışkanlıkları,
mimariyi, farklı kent dokularını, ve tabii hanımların en
sevdiği şeylerden biri olan alışverişlerde geçen zamanları,
satın almasam da bakmayı, incelemeyi çok seven bir yapıda
oluşum beni fikrimden alıkoymadı.
Fas’da kaldığım 8 gün boyunca; hiç yapmadığım
kadar camii ziyareti yaptım, Souks denilen çarşılarda
el emeği, göz nuru halılar, kilimler, yünlüler,
deri işlemeleri, şallar, şıpıdık dedikleri rengarenk deri
terlikler, seramikler, üzeri gümüş, sim
işlemeli renkli şamdanlar,sedef kakmalı sandıklar, aynalar,
abajurlar, otantik incik boncuklar, hurmalı,
bademli cookieler, caddeler boyu mandalina ağaçları
(kimse
dalından koparıp yemiyor, şahsen ben görmedim !!),
geleneksel kıyafetli sokak su satıcıları,
görülmeye değerdi.
Kuzey Afrikalılar bizi çok iyi karşıladı,
Türkleri çok seviyorlar, müslüman oluşumuz ayrı bir sevgi
bağı oluşturuyor.Fas’da Casablanca, Rabat,
Meknes, Fes, Marakeş ve Essoauira'yı gezdik.Her kent bir rengi
temsil ediyor, Essouira’da beyaz, Fez’de sarı, Marakeş’te
kırmızı renk hakim.Casablanca malum Ingrad Bergman ile Humpery
Bogart’ın meşhur filmi “Casablanca” ile unutulmaz bir yere
sahip.
İnsanlar, bu şehirde “Play
It
Again, Sam”
-
“Bir daha çal Sam” deyişini ve bu barı arıyorlar ama nafile
tabii, film Florida’da çekilmiş ve filmdeki barın sembolü bir
otelin barı dekore edilerek hatırlanması
sağlanmış.
Casablanca bugün bir ticaret merkezi halini almış, en çok
ticaret adamlarının ilgisini çekebilecek, öte yandan çok da
güzel bir sahili olan son derece modern bir şehir.Özellikle
dünyanın ikinci büyük camii olarak kabul edilen Kral Hasan’ın
adına yapılan Hasan II camii ile de ünlü.
Hasan II camii’ne sadece müslümanları
alıyorlar, minaresi ülkedeki hemen tüm cami minareleri gibi
kare prizma şeklinde olup, pencereleri ise dev anahtar
delikleri biçiminde dizayn edilmiş, hemen hemen tüm mimari
yapılarda da bu dizayn belirgin şekilde göze çarpıyor.
Fez ise daracık sokakları, kapalıçarşıları ve
seramik atölyeleri ile derinin işlenip, ürüne dönüştürüldüğü
bir yer olarak dikkat çekici.Dünyanın en yumuşak deri ürünleri
burada üretiliyormuş ve benzerleri ile kıyaslandığı fiyat
olarak da oldukça ucuza satılıyor.
Marakeş’ten Essaouira adında kuzey batıda Marakeş’e 2-2,5 saat
uzaklıkta bir sahil kentine gittik,
mavi ile
beyazın yoğun bir şekilde göze çarptığı bu kent Bodrum’u
andırıyordu.
En çok Marakeş'i görülmeye değer ve değişik
buldum.Esrarengiz bir şehir, daracık sokakları geleneksel
başlıklı kıyafetleri ile Faslı kadın ve
erkekler ile modern giyim tezat oluşturuyor, peçeli, fesli,
erkeklerin de giydiği uzun kıyafetlerin yanı sıra kısa etekli,
göbeği açıkta bırakan giysiler de fark ediliyor.Gündüz çok
sıcak olmasına rağmen bunaltmıyor, geceleri oldukça soğuyan
havasıyla çölün etkisini
hatırlatıyor.Sonsuzluk ve kıyamet meydanı
anlamına gelen “Place Djemaa el-Fna” adında özellikle
akşamları kalabalıklaşan bir meydanları var. Burada yılan
oynatanlar, maymun dövüştürenler, ellere kına yapan peçeli
kadınlar, hikaye anlatanlar, fal bakanlar, dans edenler,
canbazlar, müslüman mahallesinde salyangoz satanlar, çeşit
çeşit yemek pişirenler, portakal suyu satıcıları, daha ne
ararsanız herşey vardı, son derece renkli, hareketli bir
meydandı.Geleneksel ile modern hayatı birarada yaşıyorlar,
tahmin edeceğiniz gibi çok fakirler ama çoğunlukla iyi
insanlar, kibarlar, barışçı, şakacı ve güleryüzlüler, bu
meydan ve kapalıçarşılarda mutlaka birşeyler satmak ya da
fotoğraf çekme karşılığında para almak için taciz edenler de
insana zor anlar yaşatıyorlar.Sonuç olarak memnun ayrıldım,
zaman olmadığı için çölde safari yapamadık, çölde çay
içemedik.Bu nedenle çöl safarisi yapabileceğim başka bir yere
gitmem şart oldu artık -:))
Fas, zihnimde hoş anılarla dolu bir tatil
olarak yerini alırken, değişik bir yer görmek isteyen
arkadaşlarıma tavsiye ederim.
Sevgilerle,

Arzu'nun Fas gezisinden güzel fotoğraflar için
tıklayın..
Anasayfa
|