25/02/2003

 

Kitaplarla Kurulacak Münasebet Hakkında  Süreklilik Arz Edecek Bir Deneme
 


Evvela şunu kabul etmemiz gerekir - ki kabul etmeyenler boşu boşuna yazının
devamını okumasınlar- kitaplar yararlı nesnelerdir.

Ne yararları vardır?

Bir kere elinizde, masanızda, sehpanızda,oranızda buranızda göründükleri
zaman, okur-yazar hatta okumuş, yazmış ve halen de bu faaliyetlerine
devam eden bir kişi izlenimi verirler size.  Sizi onlarla veyahut onları
sizin etrafınızda, etki alanınızda gören elalem sizi bir şey zanneder.
Ortaokuldan beri kompozisyon derslerinde denilir ki, yazılarda "şey"
kelimesini mümkün olduğunca kullanmayın.

Lakin ben burada okurun hayal gücünü kullanmasına imkan tanıma maksadı ile
bilhassa bu kelimeyi sarf etmiş durumdayım.

Şimdi şu da denilebilir bir itiraz olarak ( ya da ileri sürülebilir, çünkü
aslında itiraz denmez.İtiraz ancak ileri sürülür):

"Efendim bu yargınız, tespitiniz, iddianız her ne ise somut dayanakları
olmayan çok yüzeysel ve beylik bir yargı, tespit yahut itirazdır. Bir
şekilde kitapla beraber veya onunla irtibatlı olarak görülmüş şahıs nasıl
olur da kültürlü, eğitimli, aydın v.s. sayılabilir. Laf olsun diye,
gösteriş olsun diye, bir gün gelir okurum umuduyla kitapla münasebet kuran
ne çok insan var bilir misiniz?"

Denilebilir olan bu sözü denilmiş varsayarak (umarım bu sözcüğün kritik
bir noktasında ayrı yazılması şeklinde bir dizgi hatası falan olmaz) bu
önemli konuya yarın ya da öbür gün devam edeceğim.

(Aradan bir gün geçer)

Mevzu beylik bir mevzu olunca haliyle en az beş ayrı deyiş, on ayrı anekdot
geliyor aklıma. Ben bir tanesini alıp işlemeyi yeğledim :

"Ne kadar çok kitap alırsanız o kadar az okursunuz"

Şimdi bu sözde gerçeklik payı olmadığını söylemek mümkün bulunmadığından,
biraz hareket etmeye kalkarsak okumaya ağırlık vermek için az kitap almak
gerektiği gibi simetrik bir neticeye varabiliriz.Böyle bir neticeye
vardığımızın kanıtı olarak da arkadaşımız Mehmet' in geçen perşembe günü
aldığı kitabı aynı gün okumaya başlayıp dün bitirdiğini; buna karşılık
diğer arkadaşımız Ahmet' in yine aynı gün aldığı iki kitaptan hangisini
okuyacağına karar veremediği için okumaya dahi girişemediğini ve geri
kaldığını göğsümüzü gere gere anlatabiliriz.

Lakin, çok kitap alıp, çok okuyan yok mudur?

Elbette vardır. Ancak bunların sayısı hakkında bir tahmin yapmaya kalkarsak
bir elin parmakları bu tahmin için yeterli araç ve gereç olacaktır.

Peki biz niye okumanın mana ve ehemmiyeti üzerinde biraz daha durmayalım?
Gerekçe gösteren olmadığını varsayarak, konuya devam ediyorum:

Okumak ne sağlar? Bir kere konuşmak için harika bir temel sağlar.
Düşünsenize sabah işe geldiniz, oradan biri soruyor:
"Hilmi abi, Hıncal' ın son yazısını okudun mu?"  Okumadıysanız buyrun
konuşun bakalım. Okuduysanız:
"Eh tabii, Federasyon da haklı ama bence maçın ertelenmesi hakkında Hıncal'ın
dediği gibi tuhaf işler dönmüş."
dersiniz ve muhteşem bir sohbete kapı açarsınız.

Gerçi diyeceksiniz ki o dialog öyle değil şöyle olur:
-"Hilmi abi, akşam Hıncal' ı seyrettin mi?"
-" Yok ben Çocuklar Duymasın' ı izledim."
Bu dialog daha gerçekçi tabii.

Bakalım buradan nereye varacağız?

 

            

Adam Legal'in diğer yazıları;

 

Anasayfa

 

Internet Explorer 5.0 ve üstü tarayıcı, 1024X768 çözünürlük önerilir.
©