|

11/03/2003
İstanbul'un Eğlence
Hayatı
"Kaldığımız yer, mutlak anlamda devam edeceğimiz yer değildir
" kuralını artık biliyoruz değil mi? Güzel. O vakit şimdi
buyrun bakalım yeni konulara.
Ben
siyah-beyaz televizyon çağında bozulan TV'nin hayatını
kararttığı tipik başkentli gençlerden biriyim. Ama bizim
zamanımızda da başkent, başkent gibiydi yani. Şimdi Kızılay
Ulus olmuş, Ulus Altındağ'dan beter olmuş. Altındağ ise hala
var olan Devlet Tiyatrosu sahnesi haricinde varoşluğun
muhteşem ve tarihi simgesi olarak devam ediyor.
Kızarsınız veya kızmazsınız ama benim düşünceme göre kentte
yaşayan kentli gibi olmalı ya da olmaya çalışmalı. Onun için
semt / kent sınıflamalarına çok önem verir ve bal gibi de pek
çok kent ya da semti alenen hor görürüm. Baştan ve açık olarak
söylüyorum. Bunu söyleyerek devam ediyorum ve diyorum ki
Çankaya ve Gaziosmanpaşa' da bile 70'li 80'li yıllardaki o
seçkin ambiyanstan pek eser yok. Bir kere oralarda boş arsa
kalmadığı gibi, o arsalarda maç yapılacak Amerika' lı çocuklar
kalmamış ki bu durum vahimdir. Biz onlarla maç yapıp, ilk kutu
kolaları 973-74 senelerinde içmiş ve kutuları büyük bir
incelikle kalem kutusuna dönüştürerek üç-beş yıl özenle
kullanmış bir kitleden geliyoruz. Söyleyin bakalım hanginiz
Kanada Elçiliği' nin bahçesinde beşerden üç devre maç
yaptınız? Ya da hanginiz yarım günde tam onsekiz elçilik
dolaşarak iki koca torba dolusu broşür topladınız? Veya
hanginizin en yakın arkadaşlarından biri o zamanki Sovyet
Elçiliğindeki Kültür Ateşesinden randevu alıp, 80
Olimpiyatlarının ilk gün zarfını nasıl alabileceğini sorma
cesareti gösterebildi? (Hiçbir netice ve pul ya da ilk gün
zarfı almadı ama o büyük bir maceraydı onun için. Doğu Bloku'
na girmiş gibi olmuştu. Parantez biraz uzayacak ama olsun bu
arkadaş o zamanlar da çok okuyan, yüksek IQ' lu, esprili ama
tek kusuru o kamplaşmalar, sivrilikler karanlık çağında aynen
HOY gibi bir liberaldi ve SSCB ile inanılmaz dalga geçerdi.
Bilselerdi herhalde Elçilik' in iğrenç mavi boyalı parmaklıklı
kapısından çıkamayabilirdi belki de..)
Neyse ne
diyorduk? Ha şu "hanginizin?" muhabbetindeydik. Evet
hanginizin rüyalarına bir çift tekerlekli paten girdi de ta
iki yıl sonra karne hediyesi olarak alınmasına karar
verildiğinde annenizle gittiğiniz Amerikan Pasajı' nda o gün
için mevcut tek çiftin tekerlekleri dahi tornet tekeri gibi
demirden bir çift paten olduğu gerçeği karşısında bir-iki
hafta sabretme fikrini reddederek o aptal patenleri aldırdınız
ve tam on yıl boyunca mahalledeki asli gürültü kaynağı oldunuz
da paten keyfinizin de içine edildi? Halbuki komşunun kızında
bağları eskimiş olmasına karşın kauçuk tekerli ve giderken
sadece "hışşşt" sesi çıkaran çok güzel patenler vardı...
Her neyse şu Ankara' nın en güzel mekanı bana göre Ankara
Sanat Tiyatrosu ve hemen karşısındaki Amerikan Pasajı' dır.
Tiyatro salonu belki de dünyanın en biçimsiz, en küçük ama bir
o kadar da sevimli salonlarındandır. AST'ın hakkını yemeyelim
ama çoğu hot-zot, breh breh (veya Brecht Brecht) cinnet dönemi
sıkıntısı vıdı vıdı oyunlardı ama aynı salonda Nisan Mayıs
aylarında turmeye gelen Nisa Serezli ve Tolga Aşkıner' i ya da
Kenter'leri izlemek büyük keyifti. Hele pasaj, şu anda kimlik
değiştirmiş olmasına rağmen hala nefistir.
Hala bir
iki vitrinde enteresan nesneler bulma imkanınız mevcuttur. O
pasajın anlamını HOY'un peygamberi Özal devrinde büyüyen
çocukların kavraması mümkün değil. Kusura bakmayın son kez
sormak zorundayım: Hanginize ilk kot alınacağı gün Pasaja
gidildiğinde bulunabilen tek marka US TOP JEANS oldu? Ki o
vakit hiçbir anlam ve esprisi yoktu. Alt tabaka Rifle, orta
kitle Wrangler, elit kesim Levi' s giyerdi. Aynı sıralama
ayakkabıda Esem, Adidas,Converse şeklindeydi. Kırmızı bir
Convers' le tavlayamayacağınız kız yoktu. Peki kaset öncesi
45' likler çağında Kızılay' daki Tansel Plakevi' ndeki ultra
modern teknoloji ürünü telefon ahizeleri ile yeni çıkan
plakları dinleme hadisesi nedir?
Haydi
bakalım biraz toparlanın bu geyik kolayca bitmez.Bak nerden
nereye geldik. Bir başlığa bir de okuduklarına bakınca "yahu
bu mu sıyırmış yoksa öbürü mü?" diye sorabilirsin. Hiç uğraşma
S.Balata da, ben de, HOY da, aynı güzel çağın erdemli
kazananlarıyız (kaybedenler varoşlardakiler diyeceğim. Bir tek
Yılmaz Erdoğan istisnası var gibi görünüyor ama onda da
Yenimahalle sokaklarının bariz etkisi halen devam ediyor).
Evet
bayanlar baylar, beğenseniz de beğenmeseniz de burada
insanları, semtleri, kentleri kategorize eden ve bu anlamda
uçta bir yazar var.
Umarım beyaz çorap giyen bir erkek okurum ya da giyebileceği
her yerde mutlaka tayt giyme eğiliminde olan bir bayan okurum
mevcut değildir.
Yine umarım ki Altındağ ya da Yenimahalle' li bir
okurum da yoktur.
Ben, İstanbul ağzıyla konuşan, temizliğe özen gösteren, iyi
bir şehrin, iyi bir semtinde oturan, iyi bir aileye mensup,
sapına kadar yenilikçi, avrupacı, medeniyetperver, fikri ve
vicdanı bu anlamda hür olmayan sadık bir okur kitlesi
istiyorum.
İşte o kadar...
Adam Legal'in diğer yazıları;
25/02/2003 @ 06/03/2003 @
11/03/2003
Anasayfa |