11/03/2003

 

Kitaplarla Kurulacak Münasebet Hakkında  Süreklilik Arz Edecek Bir Deneme (3)
 


Kitaplarla ilgili yazmaya devam ediyorum.

Kaldığımız yerin önemli olduğunu biliyorum ama bugün bir değişiklik yaparak başka bir yerden devam etmem tahmin ediyorum ki fazla tepki almayacaktır
(bunu editörden aldığım rating bilgilerine dayanarak yazıyorum).

Her neyse. Şimdi konu şu: Çok fazla kitap aldığınız zaman karşınıza çıkan meselelerden bir tanesi de bunları nereye koyacağınız meselesidir. Elbette herkesin evinde iyi-kötü bir kitaplık ya da kitaplara tahsis edilmiş bir raf, dolap v.s. vardır. Lakin bunların kapasitesi sınırlı olduğundan zaman içinde kitapların buralardaki istiflenmesinde bir yoğunluk, bir sıkışıklık ve en nihayet de bir sakillik meydana gelir. Çünkü ne olur? Kitaplar yan yana dizilmişken üstlerinde ayrı bir tarzda sıralanmış yeni kitaplar, onların üzerinde başkaları ve hatta tek sıra iken o sıranın geriye itilmesi ile kazanılmış alanda ikinci bir kitap silsilesi ile karşılaşılır.
 
Peki sonra ne olur? Tabii ki yeni kitapların konulacağı yer arayışına girilir. Bu yerler de tabii olarak asıl işlevi kitaplık olmamakla beraber kitaplık görevini ifa etmeye yatkın görülen yerler olacaktır ki, akıllı bir kitap sahibi biraz hayal gücünü kullanır ise evde ne çok quasi-kitaplık olduğunu keşfedebilir...
 
Benim tespitlerime göre bu yerlerin atipik örnekleri arasında, artık kullanılamayan elektrikli fırınlar, bir büfenin bardaklara tahsis edilmiş kapalı kısmı, sandık odasındaki eski çamaşır sepeti, artık sapından tutup kaldırma imkanı kalmamış eski bir valiz sayılabilir.

Size bu konuda daha fazla örnek vermeme gerek olmadığını biliyor ve devam ediyorum.

Kitaplara yer bulma konusunda fazlaca bir problem yaşamayacağınızı siz de ben de biliyoruz. Birbirimizi ikna etmemize gerek yok. Dolayısıyla hemen başka bir bahse geçiyorum.
Fiyatı uygun bulunduğu için satın alınan kitaplar sorunu.

Şimdilerde Tübitak' ın yayınladığı kitaplar, emsallerine göre bir hayli nitelikli basılmış durumda ve bir o kadar da ucuz satılıyor. Üstelik basılı fiyatının üzerinde satılamadığı için de bu avantajdan yararlanma imkanı hiçbir engele takılmıyor. Lakin bir engel var. Birkaç popüler kitap hariç bu kitapların konuları, memleketimizde ortalama 1000 ila 1500 kişinin ilgi alanına girebilecek kadar spesifik ve dar alanlara indirgenmiş vaziyette. Yani bakıyorsunuz. Nefis bir cilt, şahane bir baskı, pırıl pırıl kuşe kağıt v.s. ve fakat kitap örneğin sosyo psikolojik evrim araştırmaları üzerine 400 sayfalık bir çeviri. Ve ne acıdır ki kadın gibi olan çeviri, sadık olduğu için çirkin.( Bkz. çok sık kullandığım " çeviri kadın gibidir, güzeli sadık, sadığı güzel olmaz " özdeyişi)...

Yine de kesinlikle yanlış anlaşılmasın, bu yayınlar arasında herkesin ilgi duyup, severek okuyabileceği ya da okuma eğilim ve azmiyle satın alabileceği, farklı konularda yazılmış çok güzel kitaplar mevcut.

Beni artık iyi-kötü tanıdınız. Hatta hakkımda ileri sürülen haksız ithamları dahi okudunuz. Kimseyle polemiğe girmek istemiyorum. En azından şimdilik. Ancak aynı yayın organında çalıştığım bazı yazar arkadaşlar, kendi temel referansları olan bazı yazarlara fazla entegre olmaları nedeniyle her yazarın menfaatperest olduğu yargısı içindeler. Bunları kendi vicdanlarıyla başbaşa bırakıyor ve siz okurların sağ duyusuna güveniyorum.

Fotoğrafar bile yazarların ne olduğu hakkında kesinliğe yakın fikirler verebilir bence. Onlara iyi bakın. Gerçi yakın plan fotoğraf çektirme cesaretini gösteremeyenler var ama yakında gerçek yüzlerini de göreceksiniz. Bakalım okurun yetkin değerlendirmesi karşısında ne yapacaklar?

Sakın yanlış anlaşılmasın. Yineliyorum. Benim kimseyle alıp veremediğim olmadığı gibi, yine sevdiğim bir özdeyişle, kimseyle de yarışmıyorum. Kavgam zamanladır.
 

 

          

Adam Legal'in diğer yazıları; 25/02/2003 @ 06/03/2003

 

Anasayfa

 

Internet Explorer 5.0 ve üstü tarayıcı, 1024X768 çözünürlük önerilir.
©