29 Kasım 2014 Cumartesi

Pardon, önce mutfağınızı görebilir miyim?

Medya Günlüğü'nde 1.9.2014 tarihinde yayınlanan yazım... )

Bir süredir rast gelmedim ama bir kamu spotu vardı. "Güvenilir gıda" konulu. (Kararsız) Sinem adlı kızımız dışarıda salata yemeye karar veriyor, ancak içinden çıkamadığı bir dolu soru nedeniyle yemek yerine kafayı yiyordu garibim. "Yeşillikler taze mi, sağlıklı mı, hijyenik mi, nasıl yıkandı?" vs, vs. 

Kamu spotunun sonunda ise Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesindeki 174 Alo Gıda garantiyi veriyordu.  "İçiniz rahat olsun, güvenilir gıda için her adımın takipçisiyiz!"

Sizi bilmem ama benim içim pek rahat değil.  Çünkü en baştan şu kabul ile başlıyorum konuya bakmaya; ahali olarak "temizlik" biraz mesafeli ya da sorunlu olduğumuz bir konu.  Fazla detaya girmeye gerek yok diye düşünüyorum. Kısacası hijyen, direk kendimizi ilgilendirmiyorsa, çok umursamadığımız bir şey.   

Kamu spotu her ne kadar rahat olmamızı telkin etmeye çalışsa da, en küçük mahalle kebapçısından, anlı şanlı (ve tabii bir o kadar da pahalı) en büyük restoranlara kadar önümüze konan yiyeceğin nasıl hazırlandığına dair neredeyse hiç bilgimiz olmuyor doğrusu. 

Bir zamanlar Uğur Dündar'ın bilinçaltımıza kazıdığı bazı manzaralara rağmen "Göz görmeyince gönül katlanır" şeklinde aslanlar gibi bir savunma mekanizmamız var tabii ama gönlümüze bu kadar eza etmek doğru mu bilmiyorum.  

Arada şunu da not etmeliyiz. Namı ülke sınırlarını aşmış, hesabın neredeyse taksitle ödenebileceği çoğu "marka" restoranların mutfakları ile ilgili birinci elden alındığı söylenen bazı bilgilerin yarısı şehir efsanesi olsa, geri kalan yarısı bir hafta bir şey yiyememek için yeterli olur.      

Bir ara kafamda bunlar uçuşurken aklıma şöyle bir şey geldi. Bazı sorunları yasalarla, yasaklarla, yazılı ve yaptırımı olan bilumum kurallarla çözmek mümkün olmuyor. Bu durumlarda geriye tek çare kalıyor.  O sorunları kendi aramızda kırıp dökmeden çözmek. "Herşeyi devletten beklemeyelim kardeşim!" durumu yani. Ya da sivil alışkanlıklar oluşturmak mı desek?

İşte bu durumda diyorum ki, şu an birisi gittiği bir restoranda "Mutfağınızı görebilir miyim?" dese alacağı yanıtlar çok farklı olabilir;

-    Af buyur?!?

-    Ne demek efendim, yalnız şu an ustamız spesyal çorbasını kaynatıyor. İçeride buhardan göz gözü görmüyor. Onbeş dakika sonra ben size haber vereyim.

-    Restoranımızın çalışma prensibi gereği mutfak personelinden başkasını alamıyoruz.

-    Tabii, buyrun!
gibi

Son yanıt dışındakiler, içeride görülmemesi gereken ya da sarı veya kırmızı kart gerektiren durum ve hatta durumlar olduğunu gösteriyor.

Peki bu kırk yılda bir aklı evvel bir sivri müşterinin yaptığı bir şey değil de, gelen müşterilerin neredeyse hepsinin bir talebi haline gelse? Bu işi yapanlar da bilseler ki, artık temiz ve düzgün mutfaklara sahip olmadıkları durumda topu atacaklar. Hatta bu konuda da menü, fiyat, kalite gibi konularda olduğu gibi yarışsalar. Çünkü bu bir sivil alışkanlık haline geldiğinde,  "Nasıl bir masaya alayım sizi?", "Kaç kişiyiz?" gibi sorularla değil, "Buyrun, mutfak şu tarafta" diye karşılayacaklar gelenleri  

Evet, bu bir süreç ama sonunda Sinem gibi kafayı yemeden yemek yiyen insanlar haline gelmez miyiz?

Ben "Mutfağınızı görebilir miyim?" diye sormaya başladım bile

.

Şarkılar ve kahkaha hayatınızda hep olsun, kaldı ki bu sizin elinizde. Sinir bozucu şeyler isteseniz de etrafınızdan eksilmiyor çünkü...



Yolcu
       


19.11.2014

4 Kasım 2014 Salı

6 Eylül 2014 Cumartesi

Kentli kime denir?

( Medya Günlüğü'nde 1.9.2014 tarihinde yayınlanan yazım... )

Telefonla yemek siparişi verirken “Lütfen sıcak gelsin, bakın yoksa geri gönderirim!” diye babalanan, trafik sohbetinde de yemek taşıyan moto-kuryeler hakkında “Sürekli sağında solunda bitiyorlar, deli gibi motor kullanıyorlar, kaza sebebi bunlar kardeşim” şikayetinde bulunan kişiye “kentli” denir.

* * *

Çalışma yaşamının onuncu yılından sonra emekliliğinde yerleşeceği küçük sahil kasabasını hayal eden, ancak yıllık izinlerinde gittiği o kasabada ilk hafta sonu muhabbet sofrasında “Şimdi İstanbul’da olmak vardı anasını satıym!” şarkısını alkolün de etkisi ile yarı ağlar yarı böğürür şekilde söyleyen kişiye “kentli” denir.

* * *

Evine bir hevesle ‘pet shop’tan hayvan aldıktan bir süre sonra sıkılıp sokağa atan ve site yönetiminden kapılara “Lütfen sitemiz etrafındaki hayvanlara yiyecek vermeyiniz. Rahatsız olan komşularımız var” şeklindeki ucube yazının asılmasını isteyen kişiye “kentli” denir.

* * *

Plaza çıkışında bölümün havalı hanımlarına yarı beline kadar eğilerek yol verdikten sonra trafikteki yol verme tartışmasında ülkenin küfür literatürüne en seçkin katkılarda bulunan, hatta bununla yetinmeyip beyzbol sopası marifetiyle Amerikan kültürünü de işin içine katan kişiye “işe kendi aracı ile gidip gelen erkek kentli” denir.

* * *

Kızartma yağını lavaboya dökme gerekçesini, çevre koruma derneğinin toplantısına yetişmek için acelesi olduğu şeklinde açıklayan kişiye “kentli” denir.

* * *

Öğleyin iş yemeğinde lüks restoranın adı zor telaffuz edilen yemeklerini tarifine varıncaya kadar ballandıra ballandıra anlatırken aslında akşam evde kendisini bekleyen karnıyarık ve cacığı hayal eden kişiye “kentli” denir.

* * *

Hiç izlemediği halde TV dizilerinin konu ve karakterlerini ezbere bilen, sürekli izlediği halde belgesel kanallarının dijital platformdaki yerini hep karıştıran kişiye “kentli” denir.

* * *

Yaşadığı yerin tüm güzelliklerini dinlediği Japonlara içten içe sinire kesen kişiye “kentli” denir.

* * *

Spor salonunun bir saatlik kullanımına (sadece üyelik sonrası hevesle gidilen ilk gün) 3.000 TL ödeyen kişiye “kentli” denir.

* * *

Rezidansının havuzunda toz zerresi görünce yönetime arıza çıkaran, ancak denize girdiğinde tüm bio-organik aktivitelerde bulunan kişiye “kentli” denir.

* * *

Son olarak, yukarıdaki başarı hikayelerini aslında hayatları tüm renklerden çok ‘gri’ ile dolu olduğu için gerçekleştiren kişilere “kentli” denir.


Şarkılar ve kahkaha hayatınızda hep olsun, kaldı ki bu sizin elinizde. Sinir bozucu şeyler isteseniz de etrafınızdan eksilmiyor çünkü...


Yolcu

16 Nisan 2014 Çarşamba

Oldukça Yeni Nesil "Facebook"


Geçenlerde Facebook'un California'da kurulu bulunan "Oculus VR" şirketini satın aldığı haberi çıktı.

Hürriyet haber 1 / Hürriyet haber 2 )

Bu şirket kendi adı ile adlandırılmış bir sanal gerçeklik gözlüğü (Oculus Rift) üzerinde çalışıyor ve oldukça yol almış durumdalar. Yani takıyorsun gözlüğü ve örneğin oynadığın oyun sanki etrafında olup bitiyormuş hissi yaşıyorsun.

"Güzeeel!" diye geçirdim içimden Facebook'un bu satın almasını duyunca. Gelecek kuşakları beklediğinden hiç şüphem olmayan teknoloji mucizelerinden biri olmaya aday bir ürün/mecra çıkıyor ortaya...

Şu video, Oculus'un marifetlerini güzel anlatıyor. (Yalnız, anlatıcı genç arkadaş ilk bir dakikada gereksiz laklak yapıyor, dolayısı ile o kısmı direk atlayıp 00:58'e gidebilirsiniz.)


Düşünsenize iki adım ötenizde yakın bir arkadaşınız hapır hupur kebap götürüyor. Tam ağzınızın suları akarken başka biri yaklaşıp kulağınıza bir şeyler fısıldıyor. (Direk mesaj olayı)

Facebook'ta bütün icraati gittiği mekanlardan yer bildirimi yapmak olan birini popüler bir gece kulübünden içeri girerken görüyorsunuz. Dönüp göz kırpıyor ve içeriyi işaret ediyor. (Yeni nesil yer bildirimi)

Tabii Facebook'un klasiği "poke" yani dürtme! Etrafa bakınırken bel nahiyenize doğru "mmppuckk!" nidası ile uzanan bir arkadaş eli yerinizden zıplatıyor sizi... (Mark Zuckerberg'in Türk kullanıcılar için dürtme olayını bu şekilde tasarlayacağını tahmin ediyorum.) Bu tip hareketlere aşırı duyarlılığınız (yani tikiniz) varsa oldukça nahoş durumlar çıkabilir ortaya tabii...

Ortalığın sevimli kedi ve köpeklerden geçilmediğini, sürekli etrafınızda dolandıklarını söylemeye gerek yok sanırım.

Derken birden Can Yücel'in bir grup arkadaşınızı önüne katmış kovaladığını görüveriyorsunuz. "Gelin buraya eşşek sıpaları sizi! Nedir o benim şiirimmiş diye yardırdığınız ucubeler ulaaan!" diye bağırıyor bir taraftan baba...  

Buradan gelecek nesillere sesleniyorum. Çok eğleneceksiniz, çoook!

 Özgür Bircan



8 Nisan 2014 Salı

Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırı hakkında

Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırı ilk öncelikle şiddet içerdiği için reddedilmesi ve kınanması gereken bir olay.

Bir de gözden kaçırılmaması gereken tarafı var bence. Bu tip olaylar büyük çoğunlukla "kimilerinin" "kimilerine" mesaj vermek için planladığı işler oluyor. Ve bu mesajlar yine büyük çoğunlukla direk şiddete uğrayan kişiye verilecek olmuyor.

Kullanılan kişinin hali ve sureti bu tezi destekliyor gibi. "Çok sinirlendim ona. Gideyim meclise de Kılıçdaroğlu'na yumruk atayım" durumu olması çok düşük olasılık.

Bu "kimileri" kimdir ve mesaj nedir? Bu sorunun ciddi, derin analiz ve araştırmalara gereksinimi var. Yapılır mı? Hiç sanmam...


21 Mart 2014 Cuma

Sosyal Medya

Twitter kapatıldı. Hatta kökü bile kazındı...

Ama kökü kazınmış hali ile kapatıldığı saatten sonra dünya tvit girme rekoru da Türkiye'den kırıldı...

Galiba asıl anlaşılması gereken nokta, sosyal medya diye adlandırılan şeylerin sadece birer "internet sitesi" olmadığı. Çağ insanının yaşam biçimine kalıcı bir şekilde girmiş ve koparılıp alınması o kadar da kolay olmayan bir kavram...

"Kahvaltı etmeyi yasakladım kökünden" demekle bir farkı pek yok yani... O kahvaltı bir şekilde ediliyor olacak çünkü. 

Demek ki çözüm başka...

Ek not: Bu arada söz konusu yasaklama/kapatma kararının kim tarafından verildiği de henüz net yanıtını bulabilmiş bir soru değil anlaşılan. ( T24 sitesinin haberi )

28 Şubat 2014 Cuma

Sensiz Saadet Neymiş

Böyle insanın üstüne üstüne gelen havalarda (her türlü havaları diyorum) en güzeli arada bir şarkı söylemek/dinlemek...

Yeni single çalışmamız "Sensiz Saadet Neymiş"... Büyük müzisyen Yaşar Güvenir'in anısına...

  

24 Şubat 2014 Pazartesi

Ağlamak Güzeldir

Söz, müzik: Sezen Aksu
(Solist: Özgür Bircan)

Fotoğraf 5

Alaçatı

Uzun İnce Bir Yoldayım

Aşık Veysel
(Solist: Özgür Bircan)

Fotoğraf 4

Bulutlarla dalların kardeşliği...

Fotoğraf 3


Veda Busesi

Veda Busesi
Beste: Yusuf Nalkesen,  
Güfte: Orhan Seyfi Orhon,  
Makam: Muhayyer Kürdi
Solist: Özgür Bircan

Fotoğraf 2

Ey özgürlük!

Fotoğraf 1

Gökçeada açıkları